KENT MIMARISI VE TARIHI MEKANLAR

SIVIL MIMARI

Evlerimiz, ömrümüzün büyük bölümünü içinde geçirdiğimiz, rahatlık ve huzurumuzu kendisinde bulduğumuz, acı - tatlı hatıralarımızı, pek çok güzelliği paylaştığımız yegâne mekanlarımızdır.



A. SİVİL MİMARİ

 

Kültürel Mirasımızdan Bir Parça: Eski Balıkesir Evleri

 

Evlerimiz, ömrümüzün büyük bölümünü içinde geçirdiğimiz, rahatlık ve huzurumuzu kendisinde bulduğumuz, acı - tatlı hatıralarımızı, pek çok güzelliği paylaştığımız yegâne  mekanlarımızdır. Ayrıca bir ölçüde sahiplerinin yaşantılarını ve maddi durumlarını gösteren bu yapılar; aynı zamanda mimari özellikleri ve bünyelerinde taşıdıkları izlerle şehrimizin tarihi süreç içinde geçirdiği aşamaların da bir nevi tanığı, aynası durumundadır.

 

Beton yapılaşmanın etrafımızı aşılmaz birer kale gibi sardığı günümüzde; küçük bir avlu içinde mutlaka bir ağacı bulunan, bağdadi sıvalı, cumbalı ve pencerelerinde çeşit çiçeklerle donatılmış, ahşabın mis kokusunun, ezgili gıcırtısına karıştığı bu evleri, o günleri hasretle anmamak mümkün değildir.

 

Balıkesir’in el sanatlarını ve tarihi eserlerini konu alan çalışmalar bulunmasına karşın, kentin mimari dokusu ve evleri ile ilgili yeterli bir bilimsel araştırma ve yayın bulunmamaktadır.  Ayrıca konu seçiminde kentimizin tarihi ve kültürel kimliği de etkili olmuştur.

 

Türkler’in tarih sahnesine çıktıkları günden bu yana, içinde yaşadıkları ve özelliklerini ihtiyaçlarının yanında, kendi kültür ve hayat tarzlarının belirlediği temel yaşam alanına “Türk Evi" denir. Hemen hepimizin bildiği  üzere ilk Türk ev mekanı, çadır, yani ’Topak Ev’dir Bu yaşama mekanlarına ev, iv, uyak, gerge, çadır, çetir vs... isimler verilmiştir.[1]  Göçebe yaşamda çadırlar, aile için temel yaşam alanı olarak kurgulanmıştır.

 

Türk evi süreç içerisinde mekan olarak bir çok değişikliğe uğramıştır. Fakat tüm bu süreç içerisinde, mekan, fonksiyon ve anlayış bakımından Topak Ev esas alınmıştır. Aradan geçen yüzyıllara rağmen iki mimari unsur arasındaki benzerlik bugün dahi rahatça okunabilmektedir. Göçebe yaşamın gereği olarak her şey, ihtiyaç çerçevesinde şekillenmiştir. Bu düşünce ev mekanının elemanlarını, yerleşik yaşama geçişte  fonksiyonel ve pratik kılmıştır.

 

Orta Asya’dan başlayan Türk serüveni, Balkanlar, Kuzey Afrika, Arabistan ve sonunda İslamiyet’i kabul ederek Anadolu’da  yerleşik düzene geçilmesiyle sürmüştür. Bu noktada “göçebelik" kavramı; İslamî dünya görüşü ve Anadolu coğrafyasının özellikleri ile yeniden yoğurularak, yeni bir sentez ve yaşama mekanları; yani Türk Evi ortaya çıkmıştır.

 

Tarihi süreç içerisinde mimaride her ne kadar yöre, iklim, yapım malzemesi ve yaşayış etkili olacaksa da geçmişin, geleneğin izleri rahatça görülebilecektir. Tarihi kaynaklara ve ülkemiz geneline bakıldığında, Türk evinin belirli bir tasarım ve süsleme bütünlüğüne 16. yüzyılda ulaştığı söylenebilmekte ise de; koruma durumu, iklim, doğal afetler, çarpık yapılaşma ve diğer faktörler yörelere has özel koşullar yaratmaktadır.

 

İlk kez 12. yy’ın sonlarında Türk yerleşimi ile tanışan kentimizin, -Karesi Beyliği, Osmanlı devleti ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde usluplaşan- sivil mimarisine ait en erken örneklerini maalesef savaşlar, yangın ve özellikle 1898 depremi nedeni ile ancak 19. yy. sonunda görebilmekteyiz.

 


Son yıllardaki hızlı şehirleşme, sanayileşme ve söz konusu evlerin onarımındaki uzun mevzuatlar, tarihi dokuyu oluşturan bu yapıların yıkılıp, yerlerine tek düze apartmanlar “dikilmesine"  yol açmıştır. Bu süreç, sivil mimari ürünlerimizin yok oluşunun yanında, şehrimizin tarihi kimliğini de yitirmesine neden olmuştur. Ayrıca, kentimizi adeta mücevher bir gerdanlık gibi süsleyen dokunun yok oluşuyla tarihi yapılarımız da yalnızlığa itilmiştir.

 

Bu makaleyi yazmaktaki maksadım, yok olan evlerimizin ardından ağıt yakmak değil; henüz genel özellikleri saptanmamış Balıkesir evlerinin genel özelliklerine değinerek, her geçen gün yok olan kültür varlıklarımıza dikkat çekmektir.

 

Balikesir Evlerini Oluşturan Etkenler

 

Türk Evini oluşturan etkenler hakkında bir çok araştırma yapılmıştır. Bu çalışmalar ışığında “Türk Evi", kültürel ve mimari bakımdan Orta Asya’ya, Anadolu öncesi Türk meskenlerine bağlanmıştır. Bunun yanında, söz konusu coğrafyadaki konut mimarisi, iklim, malzeme ve doğa olayları (sel, deprem...gibi) yöresel mimaride belirleyici faktörler olarak meydana çıkmaktadır. Bu genel değerlendirmenin ardından eski Balıkesir evlerini oluşturan etkenleri şöyle sıralayabiliriz.

 

1- Tarihi Etkenler: Bölgenin fethini gerçekleştiren Karesi Bey ve beraberindeki Türkmen nüfus, bölgeye ilk yerleştiklerinde, burada mevcut Bizans konutlarıyla birlikte, yanlarında taşıdıkları topak ev-yurtlarını kullanmışlardır. Bu dönemden günümüze örnekler kalamamışsa da; gerek Balıkesir merkezi, gerekse Ayvalık gibi yakın zamana kadar Rum nüfusun da yaşadığı bölgelere bakıldığında, benzerlikler olduğu; yani birlikte yaşamanın getirisi olarak aynı kültürün zamanla özümsendiği görülmektedir.

 

2- Sosyal ve Kültürel Etkenler: Evi biçimlendiren etkenlerin en önemlisi, içinde sürdürülen hayattır. Türk İslam medeniyetinde aile, toplumun çekirdeğini oluşturmaktadır. Ev ise, ailenin yaşam biçimine göre tasarlanmış bir kültür birimidir. Dünyaya gözlerimizi açtığımız, ilk eğitimimizi aldığımız ve hayatımızı idame ettirdiğimiz bu kutsal mekan, içinde yaşayan kişi sayısı ve onların ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiştir.

 

3- Ekonomik Etkenler: Türk şehirlerinde evler, sahibinin ekonomik gücüne ve toplum içindeki statüsüne göre inşa edilmiştir. Zenginler ve toplumun ileri gelenleri, büyük konaklarda (Giridîzade Konağı, Paşa Konağı gibi), şehir halkı ise, mütevazi evlerde oturmaktadırlar. Fakat maddi duruma göre oda sayısı, süsleme gibi hususlar değişse de mimari anlayış aynı kalmıştır.

 

4- Çevresel Etkenler: Evi biçimlendiren en temel etkenlerden olup, coğrafi şartların zorunlu kıldığı yapı malzemesi ve yapım tekniği ile açıklanır. Bu bakımdan kentimizde deprem, sel gibi afetlere karşı korunaklı Dumlupınar, Aygören ve Karaoğlan mahalleleri öncelikli yerleşim alanı olarak seçilip, buralarda hafif malzemeli yarı kargir konut mimarisi kullanılmıştır.

 

Balıkesir Evlerinin Genel Özellikleri

 

Balıkesir’de geleneksel konut mimarisini yansıtan örneklerin tamamına yakını, kentin çekirdek dokusunu oluşturan Dumlupınar, Aygören, Karaoğlan ve Karesi mahallelerinde yer almaktadır. Bu tercihin nedeni kentimizin geçirmiş olduğu depremler olarak görülmektedir. Çünkü bir çok yapı, zahmetli olmasına rağmen eğimli arazide kot farkından yararlanılarak bodrum-kiler inşa edilmek suretiyle düz zemine yerleştirilmiştir. Özellikle 1898 depremi sonrası mevcut yapıların %90’ının oturulamaz hale geldiği düşünülürse bu tercihin nedeni rahatça anlaşılabilmektedir. Günümüzde az sayıda kalan bu yapılar 19 yy.sonu ile 20.yy başına aittir.

 

Dama planlı kesişen sokaklar arasında yer alan yapılar, arazi ve sokak yapısına göre konumlanmıştır. Çoğu eğimli arazide yer alan bu evler, taş zemin üzerine, kot farkından yararlanılarak depo, kiler, bodrum görevinde mekanlar inşa ederek, bu zorunluluğu mekana işlev kazandırmak suretiyle pratik bir tasarıma gitmişlerdir. Iç ve dış cephelerde sadelik göze çarpmaktadır ki, bunun nedeni 1898 depreminin yanı sıra ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılı dönem olarak görülmelidir.

 

Genel olarak taş zemin üzerine yükselen beden duvarları, ahşap hatıl-destekler arasına tuğla ve çamur harçlı sıva doldurulmasıyla “ahşap çatkı arası dolgu" tekniğinde inşa edilmiştir. Kot farkından oluşan bodrumların üzerine bir veya iki kat olarak inşa edilmiş bu yapılarda zemin kat, evin “hizmetler" denilen mutfak, kiler gibi servis mekanlarına ayrılmıştır. Zemin kat Türk mimarisinde görülen “mahremiyet" anlayışı ile genellikle küçük pencereli-sokağa kapalı şekilde inşa edilmiştir. Üst katlar ise, zemin kata nispetle daha yüksek tavanlı ve ahşap direkler üzerine oturmakta olup; ayrıca çıkma ve büyük ebatlı pencerelerle sokak dokusuyla iç içedir. Çıkmalar, oda mekanına yer kazandırmanın yanında, o dönemde günümüzdeki kadar sosyal hayata katılamayan kadınlarımızın dışa açılan penceresi olmuştur.

 

Eski Balıkesir evlerinin % 80 ’inin çıkmalı (cumbalı) olduğu düşünülürse, evin esas yaşam alanı olan üst katlarının bu çıkmalarla genişletilmeye çalışıldığı da görülmektedir.[2]

 

Tarihi dokuyu oluşturan bu yapıların çoğunun 19. yy sonu-20. yy.başlarına ait olup, eski Balıkesir evlerinde plan şeması olarak iç ve orta sofalı mekan örgütlemesine gidildiği görülmektedir. Dönem, arazi ve iklim şartları düşünüldüğünde, bu plan şemasının tercihinde  iklimden çok nüfusun etkili olduğu aşikârdır.

 

Kent nüfusunun giderek artmasıyla evler  iç içe, dar arazilerde yer almaya başlamıştır. Bu da doğal olarak ev yapısında “içe kapanışı" getirmiştir.    Sofa plan elemanı olarak evin merkezinde, odaların kesişim noktasında yer almaktadır. Buradan bir merdiven vasıtası ile ikinci kata çıkmayı sağlayan sofa, bu bakımdan katlar arası irtibatı sağladığı gibi, ev halkının da birleşim noktası, ortak kullanım alanıdır.  Gerisindeki yüklük- dolap ve ahşap tavan kaplaması kendi içinde bütünlük arz eder.

 

Odalar, sofanın etrafında sıralanmış ve Türk mimari anlaşına uygun olarak her oda içerisinde bir aileyi barındırabilecek nitelikte inşa  edilmiştir. Fakat; Şer’iyye sicillerine göre,  17.-18.yy Balıkesir evlerinde hemen her odada görülen, ocak, yüklük ve dolapların dolapların sayısında,[3] zamana bağlı olarak, azalma görülmektedir.[4]  Tıpkı sofada olduğu gibi odalara da yüklük ve gusülhane eklenmesi, ayrıca alttan çıta çakma teknikli tavan kaplamasıyla sade ve fonksiyonel mekanlar elde edildiği gibi; ahşabın sıcaklığı ve dekoratif özelliği mekanlara yansıtılmıştır.

 

Yapıların cephe anlayışındaki belirleyici unsurlar; bina girişi, çıkmalar ve pencere sistemidir. Mimarimize batı etkisiyle 18.yy. sonu-19.yy başlarında görülmeye başlayan  tek veya çift taraflı döner merdiven, dönem özelliği olarak hemen her yapı girişinde gözlenmektedir. Eski Balıkesir evlerinin en belirgin özelliklerinden biri de bu merdivenle çıkılan, özellikle kaş kemer  içerisinde alınıp revak tarzında geriye çekilmiş ana giriş kapılarıdır.

 

Revaklı ana giriş, kapıyı korumanın yanında sıkışık yapılaşmadan dolayı avlusu bulunmayan yapıların hala “mahremiyet" duygusunu taşıdığını gösterir nitelikte “kim geldi" pencereleridir. Bu pencereler, ev sakinlerinin gelen kişileri kapıyı açmadan, camdan görmesini sağlamaktadır. (RESİM 3 Kimgeldi Penceresi)

 

Zemin katı  genellikle üst kata oranla daha alçak tutulmuş yapılarda, asıl yaşam alanı olan üst kat, ahşap kaplaması ve eli böğründelerle taşınan çıkmasıyla cephe estetiğinde belirleyici rol oynamaktadır. Içe dönük bir görünüm arzeden yapılar, çıkmalar vasıtasıyla mekandan yer kazanmanın yanında, yapının sokak dokusuyla bütünleşmesini sağlamıştır.

 

Düşey sürmeli (giyotin) veya çift kanatlı pencereler, cepheye hareket kazandıran bir diğer unsurdur. Alt katlarda taşıyıcı sistemde görülemeyen ahşap kiriş ve hatıllar üst katlarda vurgulanıp, bir nevi tezyinat (süsleme) unsuru olarak ön plana çıkmaktadır. Kırma çatıyla sonlanan yapılarda saçaklar iklim şartlarına göre biraz uzun tutulmuştur.

 

Tezyinat, yani süsleme anlamında, Türk evinin iç cephelerine daha çok önem verildiği görülmektedir. Bu Türk sanatı ve mimarisindeki ağır başlı anlayışın ürünüdür. Süsleme açısından bir kaç özel örnek dışında oldukça sade bir görünüm arzeden Balıkesir evlerinin bu özelliğini, söz konusu yapıların inşa edildiği dönemin sosyo-ekonomik koşulları içerisinde değerlendirmek gerekmektedir.

 

Sonuç olarak kültürümüzün önemli bir parçasını teşkil eden mimari mirasımızın, kentimizin tarihi süreç içerisindeki kimliğinin yanı sıra, geçirdiği evrelerin de -bir ifadesi- kanıtı olduğu unutulmamalıdır. Şehrimizin en eski ve merkezi kesminde yer alan tarihi doku, başta çevresel etkenler dediğimiz, onarım yapılamamasından kaynaklanan, doğal etkilere açık vaziyettedir. Hatta  bazı yapıların acil onarımı yapılmadığı takdirde, kendiliğinden mazideki yerini alacağı -malesef- aşikardır.  Çoğu “kültür varlığı" olarak tescil altına alınmış bu eserler, başta yasal mevzuat olmak üzere, ekonomik baskıdan kurtarılmak suretiyle; onarımı yapılarak,  yapının ruhuna uygun yeni işlevlerle topluma geri kazandırılması gerekmektedir. Başta Balıkesir Mimarlar Odası, Basiad, Balıkesir Ticaret Odası gibi örgütlerin başını çektiği restorasyon faaliyetleri, söz konusu yapılarla sınırlı kalmamalıdır!

 

Umarım bu makalenin dışında, “Tarihi Balıkesir Evleri" isimli kitap çalışmam[5]  ve halen çalışmakta bulunduğum, kentimizin “ortak hafızası" durumundaki Kent Arşivi’nce, ev rölyefleri ile hazırlanan sergi gerekli bilincin oluşturulması adına bir katkı sağlayıp; bundan sonra hayata geçirilecek projelerin ilk adımını oluşturur.

 

[1]Arseven, C. Esat, Sanat Ansiklopedisi, IV. Fasikül, s. 358

[2]Çetin, Murat, “Balıkesir Tarihi Kent Dokusu ve Sivil Mimari Örnekleri", Bitek Kent Balıkesir, Yapı Kredi Yaynları No:1919, İstanbul, 2003, s.189

[3]Mutaf, Abdülmecit, XVII. Yüzyılda Balıkesir’de Kadınlar,  Dokuz Eylül Ün Sosyal Bil. Ens. (Yayımlanmamış  Doktora Tezi), İzmir, 2002, s.65,92,93,94

Atıcı Demir, Hanım Mine, H.1133-1134 (M. 1721-1722) Tarihli (718 Numaralı) Balıkesir Şer’iyye Siciline Göre Balıkesir, Gazi Ün. Sosyal Bil. Ens. (Yayımlanmamış Master Tezi), Ankara 2001, s.42-43

[4]Klasik Türk ev mimarisinde hemen hemen her odada yüklük ve dolap uygulaması görülürken; 19. yy.’da uygulamalarını incelediğimiz Balıkesir örneklerinde bu sayı oldukça azalır. Buna neden olarak evlerin zamanla çekirdek aileye hitap etmesi görülmelidir.

[5]Öncü, Faruk, Tarihi Balıkesir Evleri, TMMOB Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi Yayını, Ankara, 2010

 

B. TARİHİ KENT MEKANLARI

 

Yıldırım Bayezid Külliyesi / Karesi

 

Halk arasında Eski Camii olarak adlandırılan Yıldırım Beyazıt Külliyesi,  1388 ’de Yıldırım Beyazid Han tarafından, isminin verildiği mahallede yaptırılmıştır. Eser, şehirdeki en erken tarihli Osmanlı yapısı olmasının yanında; ilk ’Selatin Cami’ , yani Sultanın yaptırdığı cami olmasıyla da büyük önem taşımaktadır.

 

Nitekim Osmanlı’nın ilk döneminde inşa edilen yapı, 1461 yılında Paşa Camii inşa edilinceye kadar, şehirin en büyük ve en gösterişli camisi olmuştur. Bazilikâl planlı Caminin, harim kısmında yer yer devşirme malzemeler kullanılmıştır.

 

Cami, medrese, hamam ve misafirhaneden oluşan manzume, kentin simge eserlerindendir. Ters T planlı Misafirhane, moloz taştan örülmüş, mazgal pencereli beden duvarları ve sivri kemerli abidevi portali ile kentteki Selçuklu mimari üslûbunu yansıtan tek eserdir. Külliye birimlerinden medrese günümüzde Kur’an kursu olarak, hamam ise ticarethane olarak varlığını devam ettirmektedir.

 

Yıldırım Bayezid Köprüsü / Karesi

 

Değirmen Boğazı mesire alanı yakınında yer alan üç kemerli bir köprüdür. M.1390 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir.

 

Düzgün yontma granit taşlarla inşa edilmiş köprünün kemerleri basık daire formlu olup, kemer birleşimleri rozet tarzı süslemeyle hareketlendirilmiştir. Kemer açıklığı ortada altı m., diğerleri ise dört m.dir. Otuz m. uzunluğunda,  dört m. genişliğindeki eser, zamanla tamirat geçirmiştir.

 

Zağnos Mehmet Paşa Külliyesi / Karesi

 

Cami, hamam, imaret, türbe, muvakkıthane, muallimhane ve bedestenden oluşan site, Balıkesir’in en büyük ve mimari yönden en mükemmel külliyesidir. Ahmet Vefik Paşa Meydanı’ndaki bu eserin; muallimhane, imaret ve bedesteni bugün bulunmamaktadır. 1461 yılında, Fatih Sultan Mehmet’in ünlü veziri Zağnos Mehmet Paşa’nın kente kazandırdığı manzume, o zamanki şehrin kenarına yapılarak, Balıkesir’in bu yöne yayılmasını ve daha modern bir şekil almasını sağlamıştır.

 

Alim, kumandan ve büyük devlet adamı Zağnos Paşa’nın adını yüzyıllarca yaşatan bu külliye, kendisinin kentimize bıraktığı yadigârların en büyüğüdür.

 

Zağnos Paşa Camii, kent merkezinde meydana gelen 1898 depreminde büyük hasar görüp, bu dönemde yıkılarak, bugünkü kareye yakın dikdörtgen planlı şekliyle yeniden inşa edilmiştir. Küçük bir su basmanı üzerinde kesme taştan örülen beden duvarları, tuğla kuşaklar, iki sıra halindeki yuvarlak kemerli pencereler ve kat silmeleriyle hareketlendirilmiştir. Doğu, batı ve kuzeyden üç girişi bulunan caminin kuzeyde bulunan cümle kapısı mermer sütunceler ve altın yaldızlı süslemelerle tezyin edilmiştir. Ayrıca yapı, mermer minberi, orijinal hat levhaları, palmet, rumi ve kıvrım dalı motiflerinden oluşan kalemişi süslemeleriyle de oldukça göz alıcıdır.  Mihrap, son dönem Osmanlı sanatının tüm özelliklerini taşımaktadır.

 

Minare kaidesinin bitişiğinde, beş köşeli ve caminin batı tarafındaki ilginç küçük bina, muvakkıthanedir. Namaz vakitlerinin merkezî olarak tayin edildiği, bu yapının dışında; Caminin güney avlusu içerisinde yer alan türbe, külliyenin banisi Zağnos Paşa’ya aittir. Cami gibi deprem dolayısıyla orijinal türbe yıkılınca bugünkü baldeken tarzı sekizgen planlı haliyle yeniden inşa edilmiştir.

 

Caminin kuzeyinde inşa edilmiş bulunan hamam, bugün “Paşa Hamamı" adıyla anılmaktadır. Hamam, her ne kadar tamirler geçirdiyse de oldukça orijinal bir yapıdadır. Erkekler ve kadınlara ait iki bölümden oluşan eser, çifte hamam tipindedir. Bu geleneksel sivil mimarlık ürünü, aradan geçen yüzyıllara rağmen, halen aynı görevle hizmet vermeye devam etmektedir.

 

Karesi Türbesi / Karesi

 

Selçuklu Devleti’nin uç beylerinden iken, daha sonra bağımsız bir beylik kuran ve beyliğin Osmanlı Devleti’ne ilhakından sonra da, donanması ve askerleriyle özellikle Rumeli’ye geçişte büyük rol oynayan Karesioğulları’nın atası; Karesi Bey’in naaşı bu türbeye defnedilmiştir. İç mekanda, Karesi Bey’in kabrinin yanında, beş sanduka daha yer alıp, bunların Karesi Bey’in çocukları ya da aile fertlerine ait olması kuvvetle muhtemeldir.

 

İlk yapım tarihi bilinmeyen türbenin, 14. Yüzyıl’da inşa edildiği tahmin edilmektedir. 1898 depreminde zarar gören yapı, dönemin ünlü Mutasarrıfı Ömer Âli Bey tarafından tamir ettirilmiştir. 1898 yılındaki bu onarımdan sonra yine yıpranan türbe, kitabesine göre 1922 yılında Belediye Reisi Hayreddin Bey tarafından bugünkü şekliyle yeni baştan yaptırılmıştır.

 

Evliya Çelebi Camii / Bigadiç

 

1795 Yılında Bigadiç Voyvodası Seyyid Hacı Hasan Ağa tarafından yaptırılmıştır. Camiye vakıf olarak Balıkesir merkezinde bir terzi dükkanının gelirinin akar olarak bırakıldığı bilinmektedir. Cami, kitabesine göre 1210 yılında (M.1795) inşa edilmiştir. Eğimli bir arazide dikdörtgene yakın planda tasarlanan cami, çeşitli dönemlerde onarım geçirmiş olup günümüzde ibadete açıktır.

 

Taksiyarhis Kilisesi / Ayvalık-Cunda

 

Ayvalık Cunda Adası’nın simgelerinden biri olan Tahsiyarhis Kilisesi’nin ilk inşa tarihi 1462’dir. Ancak bu ilk yapının bakımsızlık ve depremler nedeniyle yıkılması sonucu günümüz Taksiyarhis Kilisesi, 1873 yılında, buradaki Rum - Ortodoks cemaati tarafından, eski kilise kalıntıları üzerine yeniden inşa edilmiştir. Hristiyan inancına göre ’Taksiyarhis’e, yani Koruyucu Baş Melekler Cebrail ve Mikhail’e atfedilen yapı, kısa süre camiye çevrilmişse de, 1944’de tekrar bir depremle terk edilmiştir. Son olarak 2013’te Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilen anıtsal yapı, bu tarihten itibaren Rahmi Koç Müzesi olarak kullanılmaktadır.

 

Tek kubbeli, bazilikal planlı yapıda, Neo Klasik mimari üslûbu hakimdir. Yapı cephesindeki üçgen alınlık yöreye has sarımsak taşından imal edilmiştir. İç mekan, kireç harçlı sıva ve alçı ile kaplanmıştır. Tüm iç cephe Hz. İsa’nın hayatını anlatan göz alıcı fresklerin yanında,  bitkisel ve geometrik motiflerle bezenmiştir.

 

Saatli Cami (Agia İanni) / Ayvalık

 

Ayvalık tarihi yerleşiminin içinde, Fevzipaşa Mahallesi’nde yer alan Agia İanni Kilisesi, 1870 yılında yapılmış olup 1928 yılında camiye çevrilmiştir. Yapı çan kulesi üzerindeki saate atfen,  "Saatli Cami" adıyla bilinmektedir.

 

Yunan Hacı şeklindeki planın merkezindeki kubbe sekizgen yüksek bir kasnak üzerine yükselip, iç mekanda ise korint başlıklı dört adet sütun üzerine oturmaktadır.

 

Taşlı Manastır / Ayvalık

 

Çamlık Koyu’nun tam karşısında, koca bir kayalık gibi görünen ada, üzerindeki Manastır (Aya Paraskevi Manastırı) ve bu yapıyı saran doğal kayalıklar nedeniyle “Taşlı Manastır " ismiyle anılmaktadır. Sarımsaklı’dan başlayıp Dalyan Boğazı’na kadar uzanan, sakinliği ve temiz havası ile ilgi çeken ada, geçmiş dönemlerde psikoterapi merkezi olarak kullanıldığı için “Tımarhane Adası" ismiyle de bilinmektedir. Bu gizemi hissedip, Cunda Adası, Tavuk Adası ve Çamlık Koyu’nun panoromik manzarasını izlemek için burayı ziyaret etmeyi unutmayın.

 

Ayışığı Manastırı / Ayvalık

 

Alibey (Cunda) Adasının kuzey yönündeki Pateriça Yarımadasının en uç noktasında yer alan Ayışığı Manastırı, dik bir tepenin denizle birleştiği noktada yer almaktadır. Manastırın ilk inşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Pateriça, ikinci köyden yürüyüşle 45 dakika mesafedeki Ayışığı Manastırı’nın mimarisi kadar, çevresindeki doğal güzelliklerle birlikte günübirlik turların uğrak noktalarındandır.

 

Şahinler Köyü Camii / Burhaniye

 

Yapının kitabesine göre 1313 / 1895 yılında Kaymakam Hasan Bey’in gayretleri ile yaptırılmıştır. Cami 1993-94 yıllarında Vakıflar Müdürlüğü tarafından Kültür Bakanlığı Anıtlar Yüksek Kurulu denetiminde restore edilmiştir.

 

Eser asıl ününü iç mekandaki süslemelerinden almıştır. Harim kısmı geç dönem karakteristiğini yansıtan vazo, çiçek demetleri, kıvrımdal ve manzara resimleriyle tezyin edilmiştir. Cami günümüzde ibadete açıktır.

 

Haydar Çavuş Camii / Bandırma

 

Haydar Çavuş, Dergâh-ı Ali çavuşlarından olup 1591 yılında inşa ettirdiği külliye ve vakıf vasıtasıyla Bandırma’ya değer katan şahsiyetlerdendir. Eser, uzunca bir süre ibadethane görevini sürdürüp, geçirdiği bir yangın sonrası dönemin en ünlü mimarlarından Mimar Kemalettin tarafından neo-klasik üslûpta tekrar inşa edilmiştir.

 

Ulu Paşa Kız Dede Türbesi / Bandırma-Edincik

 

Edincik’in en erken tarihili eserlerinden olan yapı, kuzeydeki giriş kapısı üzerindeki mermer kitabesine göre 1423 yılında Veli Hacıyuli tarafından yaptırılmıştır.  Kesme taş ve tuğladan inşa edilen yapı, tek kubbeli ve 5.50 x 5.50 ölçülerindedir. Caminin minare ve son cemaat mahali bulunmayıp, eser, kesme taş, tuğla ve yer yer devşirme malzemeden inşa edilmiştir.

 

 

Kirazlı Manastırı / Erdek

On dokuzuncu yüzyılda Rumlar tarafından kullanılan iki katlı manastır, Bandırma-Erdek yolu üzerindeki Yukarı Yapıcı köyü yakınlarındadır.

 

1895 yılında 99 odalı olarak inşa edilmiş görkemli bina ve 1922 yılında terk edilmiştir. Manastır, faaliyette bulunduğu 27 yıl boyunca, içerisindeki Meryem ikonası nedeniyle Ortodoks Hristiyanlarca adeta bir hac yerine dönüştürülmüş. Manastır günümüzde ormanlık arazide, dere kenarındaki konumuyla önemli gezi güzergâhlarındandır.

 

DİĞER TARİHİ YAPILAR

 

Saat Kulesi / Karesi

 

Balıkesir Saat Kulesi, kentimizin tarihi kimliğinde ve tanıtımında başrolde olup Anafartalar Caddesi üzerinde, Kuvayı Milliye Müzesi ve Okuma Yurdu ile aynı avlu içerisinde yer almaktadır. Balıkesir’in adeta simgesi halindeki eser, Balıkesir Mütesellimi Giridlizâde Mehmet Paşa tarafından, 1828 yılında Galata Kulesi’ne benzer şekilde, silindirik planda inşa edilmiştir.

 

70 yıl boyunca hizmet veren yapı, 1898 depremiyle yıkılıp, bugünkü dört köşeli, baldeken tarzı  külahlı haliyle, ünlü Karesi Mutasarrıfı Ömer Âli Bey döneminde yeniden inşa edilmiştir (1901). Günümüzde, aynı görevle hizmet vermekte olan yapı, halen şehrimizde zamanın tanıklığını yapmaktadır.

 

Şadırvan / Altıeylül

 

Balıkesir, bir zamanlar, içme suları ve şadırvanları ile ünlü bir şehir idi. 1920’de, şehrimizde sayısı toplam 14’ü bulan bu şadırvanlar, Osmanlı döneminde, şehirdeki sosyal dokunun ve gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Günümüzde, Anafartalar Caddesi’nde, Saat Kulesi yakınında yer alan taş şadırvanın ise kesin yapım tarihi bilinmeyip, Mutasarrıf Ömer Âli Bey döneminde yapıldığı söylenmektedir.

 

Anıtsal yapı, Dumlupınar Mahallesi’nde, Saat Kulesi, eski Belediye Binası (şimdiki Kuvayı Milliye Müzesi) ve eski Balıkesir evleri ile birlikte şehrimizdeki kültürel dokunun ayrılmaz unsurlarından biridir.

 

Yel Değirmeni / Merkez Karakol Mahallesi

 

Balıkesir Karesi ilçesi, Karakol Mahallesi’nde yer alan yel değirmeninin kesin inşa tarihi bilinmeyip köyün kurulduğu 1800’lü yılların sonlarında, 93 Muhacirlerince inşa edildiği varsayılmaktadır. Yapı, yakın zamana kadar ayakta olan beş adet değirmenden günümüze ulaşan tek örnektir. Rüzgar kuvvetiyle tahıl öğütülmesinde kullanılan bu yapı, merkez ve çevre köylerden getirilen tahılların öğütülmesinde kullanılmaktaydı.

 

Kare kaide üzerindeki ahşap yel değirmeni, kalın meşe ağaçlarının desteklediği bir mille, asıl öğütme mekanına bağlanmıştır. Rüzgarın kanatlara uyguladığı kuvvet, mil ve çarklar vasıtasıyla iç mekandaki öğütme işlemine yönlendirilmiştir. Değirmen bu özellikleriyle günümüz rüzgar türbinlerinin atası sayılıp, kentin en ünik eserlerindendir.

 

Balya Madeni / Balya

 

Balya’nın tarihi, bölgeden çıkarılan simli kurşun ve çinko madenleri ile birlikte paralel bir gelişim göstermiştir. Osmanlı döneminde özellikle gayrimüslimlere verilen imtiyazlarla işletilen Balya madeni, ilçenin gelişimde önemli rol oynamıştır. Tuğla-kesme taş karışımından inşa edilen tarihi maden yapısı günümüzde harabe halindedir.

 

Gazi Evrenos İlkokulu Binası / İvrindi

 

Gazi Evrenos İlkokulu, 1915 yılında Bucak müdürü Haşim Bey’in önderliğinde ve çevre halkının yardımlarıyla kesme taştan iki katlı olarak inşa edilmiştir. İki katlı bina, katlar arası silmeler ve bolca kullanılan dikdörtgen pencereler ile hareketlendirilmiştir. Eserin zamanla yıpranması sonucu, 1987 yılında kapsamlı bir onarım gerçekleştirilerek yapı günümüzdeki halini almıştır.

 

Eski Ziraat Mektebi Binası / Kepsut

 

Kepsut’a yaklaşık 2 km uzaklıktaki mektep Osmanlı döneminde ülke tarım ve hayvancılığının gelişimi için planlanmış nadir eserlerdendir. 1915’de ilk yazışmalarının başlatıldığı tesis, ancak 1923’te faaliyete geçebilmiştir. Mera ve arazisi, bağ, bahçe ve fidanlıkları laboratuvarları, ziraat araç ve gereçleri, tamirhanesi ve rasathanesi ile dönemin en modern okullarından biridir.

 

Yeni ziraat kanunu kabul edilmesi sonucu 1928 yılında tamamen kapatılan okul, bir süre askeri kışla olarak kullanılmış, son olarak ise günümüzde mesire alanı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

 

Sivil Mimarlık Örneği / Dursunbey

 

Dursunbey, tarihi geçmişine rağmen, yaşanan yıkıcı depremler sebebiyle, oldukça az sayıda tescilli kültür varlığına sahip ilçelerimizdendir. Merkez Kocataş Sokak üzerinde yer alan üç katlı kagir yapı ise, tüm bu depremlere karşın korunmuş nadir eserlerdendir. Ahşabın hem taşıyıcı, hem de süsleme unsuru olarak kullanıldığı görkemli yapı, yöre mimari özelliklerini göstermesi bakımından önemlidir.

 

Cüneyt Köprüsü / Sındırgı

 

Tarihi köprü, ormanlık bir alanda, kendi ismiyle anılan dere üzerinde yer almaktadır. Kitabesi bulunmayan eserin, yapım tekniği ve üslûbu nedeniyle beylikler dönemi veya Osmanlı ilk dönemine ait olduğu düşünülmektedir. Cüneyt Bey adlı bir şahsiyet tarafından yaptırıldığı rivayet edilen eser, moloz taş ve kesme taştan örülmüş olup, oldukça geniş yarım daire formlu tek bir gözden meydana gelmiştir.

 

Tarihi Konak / Susurluk-Demirkapı M.

 

Susurluk’un Demirkapı Mahallesi’nde yer alan tarihi konağın ilk inşa tarihi bilinmeyip, yapım tekniği ve malzemesine izafeten 19. yy’a ait olduğu düşünülmektedir. Kurtluş Savaşı yıllarında Atatürk ve Çerkez Ethem’in konakladığı rivayet edilen yapı, görkemli mimarisi ile dikkat çekmektedir.

 

Zemin katta moloz taş, üst katta ise çamur harçlı sıvanın kullanıldığı yapı, dıştan ahşap ile kaplanmıştır. Balıkesir-Bursa yolu üzerinde Demirkapı’da yer alan eser, taşradaki geleneksel mimarinin seçkin örneklerindendir.

 

Abdullah Efendi Konağı / Edremit-Altınoluk

 

Konağın bilinen ilk sahibi Papazlık Kilisesi’nin rahibidir. Rahibin Midilli Adası’na göç etmesi ve mallarını Abdullah Efendi ile değiş tokuş yapması nedeni ile konak, yeni sahibinin ismiyle anılmaya başlanmıştır.

 

Meyilli bir arazide taş malzemeden inşa edilen yapıda, üst katın denize bakan cephesi iç bükey çıkmalarca taşınan "baş oda" mantığıyla, ahşap kaplanarak rozetlerle vurgulanmıştır. İç mekan kıvrım dallı bordürler, vazo  ve çiçek süslemeleri, silmeler ve perde kabartmalarıyla Osmanlı  geç dönem süsleme karakteristiğini özelliklerini yansıtmaktadır. Yapı günümüzde Antandros Şehrini Kurtarma, Koruma ve Yaşatma Derneği Merkezi ve Kültür Evi olarak kullanılmaktadır.

 

Başdeğirmen Köprüsü / Edremit

 

Altınoluk - Çanakkale karayolu kenarında, Mıhlı Çayı üzerinde yer alan tarihi köprü Roma dönemine aittir. Patika yol ile ulaşılan köprü, hemen yanındaki değirmen nedeniyle "Başdeğirmen Köprüsü" ismini almıştır. Eser, geçmiş dönemde Truva’yı bölgeye bağlayan tek geçit noktası olması nedeniyle de ayrı bir önem taşımaktadır.

 

Belediye Binası / Gömeç

 

Gömeç Merkezinde yer alan Bina, 1908 yılında, Gülizar’ı Vatan VATAN ilkokulu olarak inşa edilmiştir. 1928 yılına kadar ilk mektep olarak eski harflerle eğitim ve öğretim yapılmıştır. Kesme taştan inşa edilen iki katlı yapı, oldukça plastik ifadeli silmeler ve gotik tarzı kilit taşlı pencereleriyle dikkat çekicidir. Yapının Yunan İşgali döneminde hasar gördüğü bilinmektedir.

 

Yine Yunan işgali esnasında, ilçenin Karaağaç Beldesi Ali Çetinkaya tarafından karargâh merkezi olarak kullanılmıştır. Tescilli evleriyle ünlü Karaağaç Beldesi, sivil mimarlık ürünlerinin yanında, bu savaşın fiziki izlerini taşıması bakımından önemli bir yerleşimdir.

 

Belediye Binası / Havran

 

Milli Mimarlık Dönemi üslûbunu yansıtan eserde oldukça simetrik bir cephe anlayışı hakimdir. Hafif dışa taşkın vaziyetteki giriş, yan cenahlarda, ikişer sivri kemerli pencere ile hareketlendirilmiştir.

 

Özaydınlar Konağı / Havran

 

Hacı Ahmet Efendi tarafından yaptırılan konak, görkemli mimarisiyle, Havran’da bulunan en önemli sivil mimarlık ürünlerinden birisidir. Zemin katta moloz taş ve çamur harçlı sıvadan örülen beden duvarları üst katlarda ahşap ile kaplanmıştır. Havran merkezinde, 39 odalı olarak inşa edilmiş konak,  simetrik cephe anlayışı ve görkemli mimarisi ile görülmeye değerdir.

 

İskele Binası / Bandırma

 

Bandırma’nın simge yapılarından olan İskele binası 1925’te inşa edilip Milli Mimari akımının şehrimizdeki en güzel örneklerindendir. Denizin doldurulması suretiyle inşa edilen yapı, nispeten simetrik cephe tasarımı, sivri kemerli pencere kurgusu, tonozlar, büyük saçaklı çatısı ve köşe kuleleri ile inşa edildiği dönemin, yani, Birinci Ulusal Mimarlık dönemi üslûbunu yansıtmaktadır. Kubbeyle nihayetlenen kulelerin üst örtüleri, 1928 yılından sonra tamamen kırma çatıya çevrilmiştir. Yapı günümüzde nikâh salonu olarak kullanılmaktadır.

 

Eski Gar Oteli / Bandırma

 

1926 yılında tamamlanan eser Milli Mimarlık dönemi eserlerindendir. Binanın oturduğu üçgen şeklindeki arazinin dar açılı girişi kubbe ile belirlenmiştir. Cephe dönem anlayışı gereği sivri, basık ve yarım daire formlu pencereler ile hareketlendirilmiştir. Yapı, ülkemizdeki Konya Postane binası, Balıkesir Gazi İlkokulu gibi Milli Mimarlık dönemi eserlerinin Bandırma’daki nitelikli örneklerindendir.

 

Edincik Evleri / Bandırma

 

Kentin en erken yerleşim bölgelerinden biri olan Edincik, Osmanlı döneminde Rumeli’ye geçişte önemli bir merkez rol üstlenmiştir. Erdek ve Bandırma arasındaki yerleşim, bu tarihi misyonunun yanında, tescilli sivil mimarlık ürünleri ile dikkat çekmektedir. Tipik Osmanlı geleneksel konut mimarisinin en güzel örneklerini görebileceğiniz Edincik, günümüzde restore edilen evleri ile kent turizminin yeni çekim merkezlerindendir.